2 Kasım 2008 Pazar
1 Temmuz 2008 Salı
Stephen Hawking Yaşamı-Kuramı ve Son Çalışması

45 kilodan daha ağır çekmeyen tam olarak felçli,konuşamayan ve başı öne düşerse kaldıramayan bu adam “Einstein’in mirasçısı”,” yirminci yüzyıl sonlarının en büyük dahisi”,” yaşayan en mükemmel zihin” hatta bir gazeteci tarafından “Evren Uzmanı” olarak tanımlanmıştır.Hawking kozmolojide temel hamleler yapmış ve belki yaşayan başka herhangi bir kişiden daha çok,içinde yaşadığımız Evren anlayışımızı ilerletmiştir.Eğer bu yeterli değilse düzinelerce bilimsel ödül kazanmıştır.Hawking,Kraliçe Elizabeth 2 tarafından CBE- Commander of British Empire- ve daha sonra Companion Of Honour (Onur Arkadaşı) yapılmıştır.Bu güne kadar dünya çapında on milyondan fazla satılmış olan Zamanın Kısa Tarihi adlı popüler bir bilim kitabı yazmıştır.
Hawking 1942 yılında doğmuş 17 yaşında oxford üniversitesine kabul edilmiş.Lakin Oxford't onun istedeği bölüm yoktu 3 yılın sonunda cambirge gitmesi için okul birincisi olması gerekiyordu. Fakat o bunu bilmiyor sınava cok kısa süre varken öğrendiğnde hızla çalışmaya başlıyor.Sınavdan sonra mülakata girmesi gerekiyordu hocaları karşılarında kendilerinden daha zeki olan birinin olduğunun farkındadırlar.
Sınav başkanı ondan gelecekle ilgili planlarını anlatmasını istedi. O “Eğer bana birinci onur derecesi verirseniz Cambridge’e gideceğim, eğer ikinci onur derecesi olursa Oxford’da kalacağım. Bu nedenle bana birinci onur derecesi vereceğinizi umarım.” dedi. Verdiler.
Buraya kadar Hawking'nin zekasını tartışmamıza bile gerek yoktur.Ama o amansız hastalığı onu henüz 21 yaşında bulmuş ve çaresiz bırakmıştır.ALS denen bu hastalık omurilik sinirlerini ve beynin istemli hareket fonksiyonları üreten bazı kısımları etkiler. Bir süre sonra adım adım hücreler bozulur ve vücutta kaslar dumura uğrarken felce neden olurlar. Bunun dışında beyin etkilenmez ve düşünce, bellek gibi daha yüksek fonksiyonlar dokunulmamış kalır. Kısaca beden adımadım çürürken hastanın zihni dokunulmamış kalır. Görülen belirti derece derece hareket kaybıdır. Belirtiler acısızdır, fakat hastalığın son aşamasında kronik depresyonu hafifletmek için hastalara sık sık morfin verilir.2 yıl ömrü kaldığı söylenen Hawking yaşam mücadelesi ve hazmiyle bize örnek olmalı.Albert Einstein'dan sonra en zeki insanı kabul edilen Hawking hesaba katılması gereken bir güçtür,hayatını anlatan bu kitaptaki yaşamıyla elli kolu ayağı tutan bizlere ders vermiştir.
29 Haziran 2008 Pazar
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu

Peyami SAFA:1899’da İstanbul’da doğdu, 15 Haziran 1961’de İstanbul’da yaşamını yitirdi.Bu kadarını yazıyım yeter.
Çünkü yazarın hayatını yazmam için anlamam gerekiyor ve ben anlamadım.
Enterasal üslubuyla dile gelmiş kalemleri,kahraman hep o iken kendisini arkaya atmış birisi.Tıpkı Matmazel Noraliya'nın Koltuğu gibi;
40'lı yıllarda başarısız bir tıp öğrencisi iken bir süre sonra aynı başarısızlığı ile felsefe öğrencisi olan Ferit sürekli halisünasyona benzer hayaller görür.Teyzesi ile yaşadığı bazı hüsimeterden sonra bir pansiyona yerleşen Ferit'in bu rahatsızlığı artış gösterir.Bu hastalığın hayal ve bilinç altında öte olduğunu düşünsede pozivist bakışı onu tamamen engelliyodu.Ferit kardeşi Nülifer'in verem hastalığı sebebiyle Ada'ya taşınırlar.Bir sene önce ölmüş Matmazel Noraliya adında bir hanımın evini kiralarlar.Rahatsızlık burda da devam etmektedir.Fakat hastalık farklı bir boyut almış Ferit hayal alemin ona huzur verdiğini düşünmeye başlamıştır.Matmazel'in koltuğuna oturduğunda manevi bir güzelliğe dalıp ve güç ile dolduğunu müsbet yönde değiştiğini farkeder.Ve vurgunduymaz sersem hayatına yön,çeki düzen vermeye karar verir.Bu arada kavgalı olduğu teyzesi ilginç bir cinayete kurban gidince Ferit'e yüklü miktarda miras kalır.Ferit bu parayla hem yuva kurar hem de yakınlarına yardımcı olur...
27 Haziran 2008 Cuma
Batının Soykırım Geleneği

Aslında bu konuda örnek almamız gerek onları:Gerçekleri öyle güzel saklıyolar ki yani kötü olan gerçekleri insanlar ve tarih onları sütten çıkmış akkaşık zannediyorlar.
Bunu çok güzel dile getirmiş Mesut Karaşan.
Mesut Karaşan:İ.Ü Edebiyat Fakültesi mezunu kendini tarihe vermiş çeşitli dergilerde ve gazatelerde yazıları var. Sohbet pınarı alt başlığı ile röportajdan alınma yazı dizisi gerçekleri gün yüzüne çıkarıcak kadar açık.
Yazara göre İnsan ayrımcılığı başlangıcı Aristo zamanından gelmiş olduğunu savunuyor.Batının böyle batı olmasının en büyük sebebi Roma diyor.Karşılıklı isteklerin olduğu Roma'da insanlar kendileri orda bulmuş ve ilk inanılmaz hareketlerine başlamışlar,mesela:
Cadı avı diye birşey yapıyorlar eğer kim kilisede İncil okunurken esnerse;içinde şeytan olduğuna,şeytanın İncil'den dolayı kaçmak istediğine inanılır ve o kişi derhal yakılırmış.Bu sadece bir tanesi size hiç ilk haçlı seferinde öncü kuvvetleri 1096 tarihinde İstanbul önlerine getirilince haydutluğa kalkışan Haçlılar,İznik'e gelince çocukları parçalıyor ve ya kazığa geçirirerek ateşte kızartmalarında,müslüman şehitlerin cesetlerini doğrayıp etlerini kızardıp yemelerinden bahsetmiyorum bile.Bu olaylar pek inandırıcı gelmesede Las CASAS kitabında da bu anlatılmıştır.Bunun açıklamısıda şu:Biz onları kazıklara bağlayıp yakıyoruz ki cehennemin azabını görsünler ki son anda mümin olup cehennemden kurtulsunlar diye.
Böyle zihiniyetlerde yetişen insanların yaptığı son şeyi yazıyorum ve yorumsuz bitiriyorum:
...kurbanların etlerini parçalanıyor,tanınmıyacak hale getiriliyor.Çocukları ağaçlarda çarmıha geriyorlar.Kafalarını kesip koparılmış,eşek cesedine raptedilimiş,yine insan ve köpek başları yer değiştirmiş.Hamile kadından çıkarılan cenin,ayrıca parçalanmış.Yani anlatılması,tarifi zor vahşet örnekleri yaşanmış 1990'lar boyunca Cezayirde
23 Mart 2008 Pazar
ATEŞİ KIVILCIMKEN SÖNDÜRMELİ

Büyük yaraların acısıda büyük olur,yara bandıda;Sivilceyi kaşıma yara yaparsın derler. Çünkü Sivilce can acıtır birde aksine kaşınır ki meret sormayın!Sonra o sivilce boyutunu aşar ve sanki serbest bırakılmış kanarya gibi salar kendini insanın bedenine......
Her insanın farklı düşüncelere,fikirlere sahip olduğunu anlatamadı Tolstoy.Kendisini ararken çevresini muhteşem gözlemleyen yazar,adeta bu kitabında döktürmüş.
Ateşi kıvılcımken söndürmeli yoksa o tutulmaz bir yangın olur ve içinde sende yanarsın.Bu ateşte yananları örnekleriyle anlatmış kitabında da.Yanan bedenleri aslında kokusu gelmeyen ruhları anlatmış.Korkmuş kalbleri öfkeli gözlerin sonlarını....
Evet o Dünya'ya anlatmış ama Dünya onu anlamamış en yakınında olan karısı bile buna dahil.82 Yaşında olmasına rahmen evden kaçmış çocuk gibi ve 2 sene sonra cesedi küçücük bir tren istasyonunda bulunmuş.
Dünya klasiklerinin içinde kitabı olan,kitapları 20 milyondan fazla satmış olan,Shakespeare'den sonra en çok kitabı çevrilen yazarın sonuna yakışır bir son mu bu???
6 Mart 2008 Perşembe

Çocukluğumuzun vazgeçilmezidir masal;kimimiz dedesinden,kimimiz ninesinden ,annesinden ya da masalın sayesinde ton ton olan bir amcadan dinlemiştir.Bazen susmamız, yaramazlık yapmamamız, uyumamız için ya da uyutmak için anlatmışlardır onlarda.Bizde hep kahramanları kafamızda canlandırır iyinin kazanmasını beklerdik uyumak için.
Bize neden çocuk dediklerini şimdi anlıyorum,meğerse masalların içinde ne gerçekler varmışta haberimiz yokmuş.Yüz yıllar önce yazılan şeyler sanki son dakika gibi insanın beyninde ne fırtınalar estiriyormuş.
Bize neden çocuk dediklerini şimdi anlıyorum,meğerse masalların içinde ne gerçekler varmışta haberimiz yokmuş.Yüz yıllar önce yazılan şeyler sanki son dakika gibi insanın beyninde ne fırtınalar estiriyormuş.
Hani elleri öpülesi büyüklerimiz büyüde anlarsın derler ya gerçektende öyle.Çocukluktan çıkınca anlıyorsun masalı da,gerçeği de,hayatı da .Ama bence bu masalları ilk emziksiz bebeklerin okuması gerekiyor;Çünkü büyük öğütler ve ders alıcağımız çok şey var.
Yapılan yanlışları sert dilde anlatsanda,tam tersini uygulansanda anlamayan bizler belki burdan anlarız.Masal diyip geçmeyin ne olur,okuyun sizde anlıcaksınız,emin olun 3 büyük televizyonun ana haber spikerlerinden daha yaşlı olmalarına rağmen onlardan daha güncel olduklarını gözlerinizle görüceğinize ben kefilim.
20 Şubat 2008 Çarşamba
YARİM HAZİRAN

Haziranda doğmak yarıcaklıktır.Haziran doğumlular yazı dört gözle bekler , güneşle parıldar gözleri.çünkü güneşli havada açmışlardır gözlerini fanii dünya ya.Güneşi gördüler mi deymeyin keyiflerine.
6 onların uğurlu sayıları,6. ayın ayrı bir yeri vardır onlarda kimsenin sevmediği ikizler burcuna sahip olmanın artısını da eksisinide gururla yazmış haziran doğumlu Can DÜNDAR.
İçinde birbirinden ayıklanmış muteşem yazılar var bu kitapta.Farklılığını ortaya koymuş C.DÜNDAR kendince bir klasik olusturmuş, hatta söylediğine göre göz bebeği yani klasiği olmuş YARİM HAZİRAN.Sözcükler kağıda bu kadar yakışır ancak.
İnanmadan din adamı olarak kalamazsınız;sevmeden aşık rolü oynayamaz;cesaretsiz savaşamazsınız;beyninizdebir urla beyinlere deva,kalbinizde kanayan bir yarayla kalplere şifa taşıyamazsınız….
Her nedense sağken yerden yere vurduğumuz birinin ölüsünü eleştirmeyi kendimize yakıştıramıyoruz.Ya da sevdiğimizi birini övmek için ölsün diye gözünün içine bakıyoruz.Vakit gelince de ‘Merhumu nasıl bilirdiniz?’ sorusu eşliğinde,bütün eski hataları affedilip ‘çok iyidi’ diye ahlayıp vahlıyoruz.
Aşıklara,bahara,Ay’a,hatta martılara bile kafa tutmuş kaleminde ben çok sevdim ve beğendim nede olsa 6. aylıyım.
6 onların uğurlu sayıları,6. ayın ayrı bir yeri vardır onlarda kimsenin sevmediği ikizler burcuna sahip olmanın artısını da eksisinide gururla yazmış haziran doğumlu Can DÜNDAR.
İçinde birbirinden ayıklanmış muteşem yazılar var bu kitapta.Farklılığını ortaya koymuş C.DÜNDAR kendince bir klasik olusturmuş, hatta söylediğine göre göz bebeği yani klasiği olmuş YARİM HAZİRAN.Sözcükler kağıda bu kadar yakışır ancak.
İnanmadan din adamı olarak kalamazsınız;sevmeden aşık rolü oynayamaz;cesaretsiz savaşamazsınız;beyninizdebir urla beyinlere deva,kalbinizde kanayan bir yarayla kalplere şifa taşıyamazsınız….
Her nedense sağken yerden yere vurduğumuz birinin ölüsünü eleştirmeyi kendimize yakıştıramıyoruz.Ya da sevdiğimizi birini övmek için ölsün diye gözünün içine bakıyoruz.Vakit gelince de ‘Merhumu nasıl bilirdiniz?’ sorusu eşliğinde,bütün eski hataları affedilip ‘çok iyidi’ diye ahlayıp vahlıyoruz.
Aşıklara,bahara,Ay’a,hatta martılara bile kafa tutmuş kaleminde ben çok sevdim ve beğendim nede olsa 6. aylıyım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)